AHMED YESEVİ
AHMED YESEVİ

Yesili Ahmed. Anadolu’nun Türkleşmesinde Müslümanlaşmasında Selçuklular’ın kurulmasında, Osmanlıların önce beylik sonra imparatorluk ve “devlet ebed-müddet” olmasında,Türk fetih ordularının Peygamber müjdesi Fetih-i Mübin”e ulaşmasında el-sahibi himmet sahibi hak sahibi “alperenler” geleneğinin kurucusu ve çekirdeği en büyük Türk mutasavvıfı, şairi, din ulusu…
Bugün Sovyet sınırları içerisinde kalmış Batı Türkistan’ın Karasu ırmağı üzerinde ki sayram kasabasında 11′inci yüzyılın son yarısında üdnyaya geldi.
7. yaşında yetim kaldı ve “Baba Aslan” nam şeyhin tedris halkasına girdi. Şeyhinin vefatından sonra Buharaya geçerek ünlü Şeyh Yusufr Hemedani’nine rahle-i tedrisine intisab etti. Burda zahir ve batın ilimlerine bihakkın vakıf oldu. Yusuf Hemedani’den el-aldıktan sonra Buhara yakınlarındaki “Yesi” şehrine yerleşti. Yesevi lakabını, bir tuba ağacı gibi yeşerdiği Sir-i derya havalisine, Taşkent ve çevresine, Seyhun ötesine dair mürebbi, veli, ahlak ve tasavvuf ehli olarak dal budak saldığı “Yesi” şehrinden aldı.
Yetiştirdiği, el verdiği erenlerini, dervişlerini çevre illere, kasabalılara, kabilelere saldı, İslamiyete ısındırdı, onlara sağlam Kur’an ahkamını İslam ahlakını, Ehli-Sünnet rabıtasını sevdirdi ve benimsetti.
Ahmed Yesevi’nin din anlayışı saf açık, berrak Kur’an ve sünnet kaynağına tam bağlılıktır. Kuvvetli medrese tahsili sebebiyle din ilimlerini ve tasavvufu iyice öğrenmiş şeriat ile tarikatı te’lif etmiştir. Kalabalık çevresine bi din bilgini sıfatıyla şeriat ahkamını bir mutasavvil sıfatıyla ise şeriata tam bağlı tarikatın adap ve erkanını öğretti. Tasavvuf anlayışının temeli şeriattır. O, mutasavvıf olmaktan ziyade bir şeriat adamıdır. Kur’an ve sünnete sıkı sıkıya bağlıdır. Saf, duru şeriat esaslarına, ona dayalı tasavvuf harcı, sıcaklığı katarak tutarlı ve devamlı bir ekol gelenek olmuştur. Bu gelenek “Yesevi erenler” , “alp erenler” geleneğidir.
Oğuzlar’a Anadolu’nun kapılarını açan Sanhocalar, Saçlı Hafızlar, Kayı aşiretini beğlik, sultanlık, en sonunda imparatorluk yapan Şeyh Edebaliler, Dursun Fakılar, Fatih’i İstanbuk’un fethine azmettiren Feth-i Mübin’i henüz başını secdeden kaldırmadan müjdeleyen Akşemseddin‘ler, Diyarı Rum’u ebediyen diyar-ı Türk ve diyar-İslam yapan Mevlana, Yunus ve Hacı Bayram Veli’ler, bu geleneğin temsilcileri,ve sahipleridir. Bu ne ulu himmet ve gayrettir ki, Buhara yakınlarında gözlerini açan bir fani er olmuş, eren olmuş, derviş ve gazi olmuş, fetih ordularının fikir ve mana planlayıcı olarak 9 yüzyıl boyunca gönüller ve ülkeler fethetmiş, dev zaferlere imzasını atmıştır. Ortaasyadan Avrupa içerilerine kadar uzanan  Türk toprakları üzerinde Ahmed yesevi kadar yaygın şöhreti olan bir başka kişi yoktur. Zira ilk buharalı dervişten kurtuluşun ve istikalin manevi mimarlarına kadar bütün Türk gönül adamları O,nun evladı ve varisleridir. Bir faniye ölümsüzlük sıfatı giydirilebilseydi bu Ahmed Yesevi olurdu.      (Allah’ın Rahmeti O’nların üzerine olsun…)

Bu yazı 53104 kez okundu.

Anahtar Kelimeler: , ,
 

İlgili Yazılar

Yorumlar
Yorum Yapın
Adınız Soyadınız
Email Adresiniz
Yorumunuz