İnsan dindar doğan ilahi bir varlıktır. Bu itibarla din duygusundan ayrı yaşamasına imkan yoktur. Zira onun beden ve ruh gibi çift yönlü bir yapıya sahip olarak yaratılışı dindar olmasını zaruri kılmıştır. İnsanın maddi varlığını içinde yaşadığı muhitin harici tesir ve tecavüzlerinden koruyabilmesi için nasıl bir sığınağa ihtiyacı varsa ruhunu da bir takım manevi arzuların ve tabi temayüllerin tesirlerine karşı koruyacak ve onların mahkumiyetindenkurtaracak manevi bir desteğe emin bir sığınağa ihtiyacı vardır. Tabiatta insan için böyle bir destek olmadığı gibi insanın aklı ve aklının ortaya koyduğu felsefesi de bu manevi ihtiyacı tatminden uzaktır. Ruhun bütün ihtiyaçlarını karşılayacak ve çeşitli tesirlere mahkum olmaktan onu kurtaracak yegane manevi destek ve emin sığınak ancak dindir. Din, hasta ruhların iddia ettikleri gibi çeşitli tesirlerle insana sonradan aşılanmış bir fikir değildir. O insanla ikiz doğan yüksek bir duygudur. Nitekim gerek mukaddes din kitapları gerek arkeolojik tetkikler, gerekse insanlık tarihi, yeryüzünde var olduğundan bu yana hiçbir ferdin hiçbir kavmin ve milletin dinsiz yaşadığını haber vermemişler; bilakis insanoğlunun din duygusu ile ikiz doğduğunu ve her zaman her mekanda din müessesiesine bağlı kaldığını açık ve kesin bir şekilde bildirmişlerdir. İlahi kitapların sonuncusu olan Kur’an-ı Kerim’in beyanına göre Allahın ilk yarattığı Hz. Adem, aynı zamanda bir peygamberdir ve bundan sonra Allah devamlı olarak insanları doğru yola sevkeden peygamberler göndermiştir. Bununla beraber, tarihte dinden nasibi olmayan zavallılar da görülmüştür. Bu gibi kimseler manevi hayatları yıkık kuru ve adeta taş gibi duygusuz insanlardır. Çünkü onlar vicdanları körelmiş, hayatın maddi ve manevi ızdıraplarına karşı dayanacakları ve sığınacakları manevi desteği kaybetmişlerdir. Bu duruma düşenler suç işlemeye de çok meyillidirler. Çünkü ceza kanunlarının dışında manevi bir mesuliyete ve her zaman kendilerini kontrol eden dini bir zabıtaya inanmazlar. bunun içinde cezai müeyyideleri çeşitli yollarla ortadan kaldırdıkları zaman yapamayacakları kötülük yoktur. Halabuki dindar insan yalnız ceza kanunlarından korkmaz. O, manevi mesuliyeti de gözönünde tutar. İngiltere de yapılan bir istatistiğe göre dinsizler, dindarlardan daha çok suç işlemişlerdir.Görülüyor ki ferdi normal hayata sevk eden ve dolayısiyle cemiyetin dengesini sağlayan dindir. Fertlerin ahlak ve faziletleri dindarlıklarına bağlı bulunduğundan dinden mahrum fertlerden meydana gelecek cemiyetlerin yaşamasına imkan yoktur. Fert ve cemiyetlerin tarih boyunca dinsiz yaşamadıklarına dair Batılı ilim adamlarının ve Din Tarihi araştırıcılarının çok güzel fikirleri vardır. Alman filozofu ve din tarihi araştırıcısı Mar Müller (1823-1900) der ki: “Tapınma ihiyacı insanla kardeştir. Vahşi ve medeni kavimlerde hatta mağaralarda hayvani bir hayat yaşayan insanlarda bile bu ihtiyaç vardır. Geriye doğru ne kadar gidersek gideim dinsiz bir milletin yaşadığını görmüyoruz. Gezdiğimiz yerlerde bir mabede veya bir mabed kalıntısına rastlanmamasına imkan yoktur..” Eski yunan ahlakcılarından tarihçi Plutarque da: “Dünyayı dolaşınız duvarsız, edebiyatsız, kanunsuz, servetsiz şehirler bulacaksınız. Fakat mabedsiz ve mabudsuz bir şehir bulamayacaksınız” demiştir. Din tarihi araştırıcılarından Bünyamin Kostand ise bu konuda şöyle söylüyor: “Din hissi insan tabiatına öyle yerleştirilmiştir ki insan deyince akla bir de din gelmemesine imkan yoktur. Bu fikrin çeşitli şekilde tezahürü, farklı dinlerin doğmasına sebeb olmuştur.” Tarihi devirlerde olduğu gibi tarihten önceki devirlerde de dinsiz insanın yaşamadığını, bıraktıkları eserler isbat etmektedir. Demek oluyor ki, insanoğlu en karanlık devirlerinde bile din müessesesinden uzak yaşamamıştır. Hayatında karşılaştığı elemli olaylar karşısında şüphe içinde bazan inkar nişanları gösteren bazan de isyan ederek Allah’ın karşısına dikilmiş olan insan; her elemin altında görünmeyen ilahi bir felsefenin bulunduğunu sezerek, büyük yaratıcının önünde diz çöküp secdeye kapanmıştır. Din kuvvetli bir ağaç gibi insanoğlunun geçirdiği bütün inkilaplarda hayatını korumuştur koruyacaktırda. İslam ilmi dinin esasları arasında saymaktadır. Kuran-ı Kerim’in ilk emri ilimle alakalıdır. İlim akla dayanır, İslamda akla dayanır.Böyle olunca da ilimle din çatışması diye bir şeyden bahsedilmez. İlimin ilerlemesi din ihtiyacını hiç bir şekilde ortadan kaldırmaz, bu ikisi daima beraber yürüyücektir. İnsanoğlu için vazgeçilmez v büyük ihtiyaç olan din üzerinde çeşitli araştırmalar yapılmıştır:
1 – Din fenomenolojisi : Tarihi durumunu dikkate almadan dini hadiselerin mahiyetini inceler ve her dindeki Tanrı mevhumunu araştırır. 2 – Din sosyoloji : Dinin aile ve millete karşı aldığı tavrı, din sahasında meydana gelen sosyolojik olayları, muhtelif dini cemaatlerin cemiyete olan ilgisini araştırır. 3 – Din psikolojisi : Dini subjektif (iç tecrübe) yönünden inceler. Dinin başlangıç ve gelişmesini ruh bakımından izaha çalışır. 4 – Din felsefesi : Dinin mahiyeti ile meşgul olur. İman kökleri üzerinde durur ve aralarındaki münasebetleri inceler. 5 – Tarih ve Medeniyet Tarihi : Tarihte yaşamış milletlerin dini hayatlarından kültür ve medeniyetlerinden bahseder, böylece Dinler Tarihine ışık tutar.
Bu yazı 174957 kez okundu.