Buradasınız:Anasayfa » DİNİ HİKAYELER » İSA ALEYHİSSELAM

İSA ALEYHİSSELAM

Günlerden bir gün İsa Aleyhisselam bir yere gidiyordu. Bir ırmak kenarına geldi. Bir süre dinlendi. Abdest alarak bir kaç rek’at namaz kıldı. Daha sonra, ırmaktan bir kaç yudum su içti. Su çook tatlı ve hoş idi. Çevresine bakındı, bu sırada ırmağın kenarında içi su ile dolu bir kübün kısmen toprak içine yerleştirilmiş olarak durmakta olduğunu gördü. Canı bu küpteki sudanda içmeyi arzuladı. Ancak ordaki suyun, ırmaktaki suyun tersine çok acı olduğunu farketti ve şaşırdı. Zira su, bu kübe de ırmaktan geliyordu. Acaba bu durumda neden ona gelen su acı idi de ırmağın suyu tatlı kalıyordu. Bir müddet bunun sebebini düşündü. Ama bir neticeye varamadı. Bu sırada vahiy meleği Cebrail aleyhisselam geldi ve kendisine şu şekilde hitab da bulundu.
– Ey Allah’ın nebisi, Şanı mübarek ve yüce olan Allah sana selam etti ve kübün suyunun niçin acı olduğunu kübe sormanı, onun sana cevab vereceğini söyledi… Vahiy meleğinin bu haberi üzerine Hz. İsa, içine gelen suyun niçin acı olduğunu kübe sordu: Allah (c.c) iradesi ve emri ile dile gelen küb dedi ki :
– Ey Allah’ın nebisi ! Vaktiyle ben ulu bir hükümdar idim. Dünyada üç yüz yıl ömür sürdüm. Üç yüz bin kişilik ordum vardı Ülkem de üçyüz büyük şehir vardı. Her bir şehir de büyük ve muhteşem birer sarayım bulunuyordu. Bu saraylarımın herbirine zaman zaman uğrar ve zevk-u safa sürerdim. İşte bu zevk-u safa alemlerinde ömrümü tüketirken bir gün aniden hastalandım. Azrail (a.s) geldi. Bir darbe ile canımı aldı. O andan itibaren de bütün o saltanat, devlet, zevk-u safa hepsi de elimden uçup gitti. Hiçbirinin bana en ufak bir faydası olmadı.Bütün görüp geçirdiklerim bana bir gün kadar bile gelmedi. Beni bir yere gömdüler. Üzerime de büyük bir türbe yaptılar. Üçyüzyıl o türbede kaldım. Çook ah vah ettim, feryad-ü figan ettim. Fakat hiçbir kimseden ve hiç bir şeyden en ufak bir medet gelmedi. Bir ara bir zelzele oldu . Benim türbem de yakınımdaki şehir de yıkıldı. Üçyüz yıl kadar, bu şehir bir harabe halinde kaldı.. Sonra onu yine imar ettiler. Benim türbemin bulunduğu yere de bir kiremitçi geldi. Orada ki, topraktan tuğla kiremit yapıp pişirerek satmağa başladı. Bir gün o yerlerin hükümdarı da geldi ve oraya büyük bir saray yaptırmak istedi. O kiremitçiye kiremit ve tuğlalar ısmarladı. Bu arada benim türbemin bulunduğu yerden toprak kazdılar. Benim bedenimin karışmış olduğu topraklar da bu arada kazıldı. İşte benim etimle kemiklerimin karışmış olduğu bu topraktan kiremitler, tuğlalr yaptılar, pişirdiler. Sonra da onlarla hükümdarın sarayını yaptılar. Bende yıllarca kiremit olup hükümdarın sarayının damında bulundum. Aradan bir hayli zaman geçtti. O hükümdar öldü. Saltanatı da sarayı da yıkıldı. Sarayın kiremitleri de kırıldı. daha sonra oraya bir küpçü geldi. Sarayımn bulunduğu yeri küb imalathanesi yaptı. O kırık kiremitleri tuz buz ederek eritti, dövdü, balçıkla karıştırarak küb yaptı. Sonra da sattı. Bir müddet de böylece evlerde dolaştım. Nihayet bir gün bir sel afeti oldu, beni bulunduğum evden sürüklüyerek getirdi. İşte buraya bıraktı. Nice yıllardan beri burdayım… Küb, hikayesini anlatmıştı. Fakat İsa aleyhisselamın asıl merakı tatmin olmamıştı. Zira onun asıl merak ettiği şey, ırmağın suyu tatlı olduğu halde, ondan kübe dolan suyun acı olmasaydı. Sordu :
Peki, şu ırmağın suyu gayet tatlı ve hoş olduğu halde ondan sana dolan suyun acı oluşunun sebebi hikmeti nedir ?
Küb, cevaben dedi :
Ey Allah’ın nebisi, Azrail aleyhisselam canımı almak üzere hamle edince ölüm acısı bütün varlığıma öyle bir yayıldı ki, o’nu hala duyarım. İşte bu acılık onun tesiridir. Suyu acılaştıran da odur

Bu yazı 242609 kez okundu.

Yazar Hakkında

Yazı Sayısı : 489

Yorumlar (5)

Yorum Yaz

© 2013 Yaradan.com

Yukarı Dön