Böylece insanoğlu aya ve güneşe hitap ederek onlara da akıl ve ruh kattı. Boşu boşuna onlara yalvardı ve suların aşağıdan yukarıya akmasını dağların yürümesini istemeye başladı. Böyle bir durum da gerçek alem yerine, bir bir hayal alemi koydu. Esatir, tabiat güçlerinden doğmakla beraber, bir çok ilahlar yaratılmak istenmiştir. Tabiat kuvvetleri başka başka şekillerde tesir ettiğinden, her biri ayrı bir akıl ve de ruh olarakaçıklanmış ve sayısız mabutlar ortayua çıkmıştır. Bütün bu mabutlar insan ruhunun duyduklarına tercüman olduklarından bunların bir kısmı iyilik meydana getirenler “İyilik ilahi”si olmuşlar diğer bir kısmı da kötülük meydana getirenler “Kötülük İlahi” si olmuşlardır.Bütün esatirde mabutlar bu iki gruba ayrılır. İnsanlar, güç şartlar altında yaşadıklarından bu inanışlar üzerinde düşünmeye fırsat bulamıyorlardı. tesirinde bulundukları en kesif duygu korku olduğundan ibadetleri de zalim ve gaddar olan tabiat kuvvetlerine dua etmek ve hediye vermekten ibaretti. O tarihlerde henüz kahin, rahip ve kilise yoktu.
Bu yazı 165873 kez okundu.