Pirler Piri Abdulkadir Geylani Hazretleri Bağdat’ta yaşadığı ve de halkı irşad ettiği dönemlerde o zamanın ileri gelen meşayıhı kiramı kendisini mana aleminde sınav yapmak için bir bardakta süt gönderirler. Bu göndermiş olduğu sütle “Biz bu bardaktaki süt gibiyiz ” demek isterle.
Bunun üzerine Gavsul Azam Abdulkadir Geylani Hz.’leri de cevaben o süt dolu bardağın içerisine dalı uzun olan bir gül koyarak geri gönderirler. Yani : “Siz bu süt gibiyseniz bende bu sütün üzerindeki gül gibiyim” der.
Bekledikleri cevabı alan o zamanların meşayıhı kiramları hep bir ağızdan “Saddaktü” (sana inandık) Derler..
Günümüzün 945 yıl’a yakın yani hicri 471 yılında “Geylan” kasabasında dünyaya gözlerini açmıştır. Bu fani dünya aleminde 90 sene yaşamış ve ebedi aleme göçmüştür. Baba’sının adı Seyyid Ebu Salih’tir.
Soyu baba tarafından Hz. Hasan (r.a) Efendimize, anne tarafından Hz. Hüseyin (r.a) Efendimize dayanır. Yani anne ve baba tarafından soyu Peygamber Efendimiz’in torunlarına kadar uzanır.
Abdulkadir Geylani Hz.’leri Hanbeli mezhebinde idiler. Türbesi Baağdatta bulunmaktadır.
Manevi silsilesine gelince Peygamber efendimizden (s.a.v) sonra sırası ile :
Seyyidi Kainat Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)
Seyyidi İmam Ali el Murteza (r.a)
İmamı Hüseyin Şehid-i Kerbela (r.a)
İmamı Zeynel Abidin (k.s)
İmamı Muhammed Bakır (k.s)
İmamıCaferi Sadık (k.s)
İmamı Musa Kasım (k.s)
İmamı Ali Rıza (k.s)
İmamı Taki (k.s)
İmam Naki (k.s)
İmamı Hasan-ül Askeri (k.s)
İmamı Muhammed Mehdi (k.s)
Eşşeyh Hasan-i Basri (k.s)
Eşşeyh Habibi Acemi (k.s)
Eşşeyh Davud-i Tai (k.s)
Eşşeyh Maruf Alliyyül Kerhi (k.s)
Eşşeyh Seriyyi Sakati (k.s)
Eşşeyh Cüneyd-i Bağdadi (k.s)
Eşşeyh Ebubekir-i Şibli (k.s)
Eşşeyh Abdulvahid Ettemimi (k.s)
Eşşeyh Ebul Ferec et-Tusi (k.s)
Eşşeyh Hasan Kureyşi El-Hekari (k.s)
Eşşeyh Ebu Said Mubarek El Mahzun (k.s)
Eşşeyh Esseyyid Gavsul Azam Ba’zul Eşheb, Muhyiddin Abdulkadir el Geylani (k.s)
Tarikatı Kadiriyyenin manevi silsilesini altın zincirinin halkalarını üç bölümde ele alabiliriz. Birincisi yukaruda sıraladığımız Rasulullah (s.a.v) den Abdulkadir Geylani Hazretlerine kadar uzanan bölüm oda sırasına göre şu şekildedir.
Eşşeyh Esseyyid Abdulkadir Geylani (k.s)
Eşşeyh Ahmeder-Rufai (k.s) x
Eşşeyh Ahmed-el Bedevi (k.s) x
Eşşeyh İbrahim-i Dussuki (k.s) x
Eşşeyh Mevlana Celaleddin-i Rum-i (k.s) x
Eşşeyh Şah-ı Nakşibend Muhammed Bahaüddin (k.s) x
Eşşeyh Abdurrezzak (k.s)
Eşşeyh Hüseyni Ezmirani (k.s)
Eşşeyh Süleyman-i Bağdadi (k.s)
Eşşeyh Abdurrahman-i Halis-i Talabani (k.s)
Yukarıda yazmış olduğumuz bölümde isimlerinin yanında x (yıldız ) olan zatlar beş büyük tarikatların kurucuları ve de pirleridir.
Üçüncüsü : Yani son bölümü ise kol Üstadımız Eşşeyh Abdurrahman-ı Halis-i Talabani Hazretlerinden bu zamana ve bizlere kadar uzana gelen bölümdür ve oda sırası ile böyledir.
Eşşeyh Abdurrahman-ı Halis-i Talabani (k.s)
Eşşeyh Aliyyül Bağdadi (k.s)
Eşşeyh Dede Osman Avni Urfevi (k.s)
Eşşeyh Hacı Ömer Hüdai Kühengi (k.s)
Eşşeyh Hacı Muhammed Kürki (k.s)
Eşşeyh Hacı Mustafa Hayri Malatyavi (k.s)
Eşşeyh Hacı Niyazi (k.s)
Eşşeyh Hacı Mehmet Emin (k.s)
Üsteki isimlerin içerisine Yaşıyan Mubarek Hacı Mehmet Emin (k.s) Yüce Rabbim başımızdan eksik etmesin (AMİN)
İnşallah Rabbimin izni ile üst tarafta yazılan Eşşey’lerin hayatları ile ilgili konular gireceğiz…
Bu yazı 28679 kez okundu.
büyük şeyh ve kadiri hulefası hacı muhammed emin çankırıvi hazretleri malatyalı hayri babamın gözünün nuru hacı muhammed niyazi malatyevi hz.den emaneti 1995 yılında devralmıştır.emaneti kübrayı layıkı vechiyle yerine getirmekte olup şuan ankaranın pursaklar ilçesinde irşad vazifeleri devam etmekte ve halkasının sayısı elhamdülilllah günbegün artmaktadır.allah makamını ali etsin ve sırrını tertemiz etsin ve bizleri onu gerçek manada anlayanlardan eylesin…amin….
. İMÂM HZ. ALİ’NİN (a)HAYÂTI
İmâm Ali (a.s) hicretten 23 yıl önce Mekke’de dünyaya geldi. Babası Ebû Tâlib ®, annesi Esed kızı Fâtıma ®’dır. Küçük yaşlardan itibaren, peygamberimiz onu kendi evine alarak, terbiye ve himâyesini bizzat kendisi üslendi. O, peygamberimize ilk îmân getiren kimseydi ve her zaman O’nunla beraberdi. Peygamberimizin biricik kızı Fâtıma (sa), O’nun eşi idi.
O; Putperestlerin, peygamber efendimizi öldürmek istedikleri o hicret gecesinde, canını ortaya koyarak Resûlullâh’ın yatağına yatan, hem Mekke’de ve hem de Medîne’ye hicret gerçekleştikten sonra ashâb ® arasındaki kardeşlik (musâhiplik) eşleşmesinde Hz. Peygambere kardeş olan, Resûlullâh’ın (s.a.a) hayatta olduğu dönemde yapılan savaşların çoğunda Allâh’ın izni ile Müslüman’ların muzaffer olmalarında olağanüstü emekleri geçen ve hakkında kudsî hadîs ile; “Lâ fetâ illâ Ali, Lâ seyfe illâ zülfikâr-Ali’den yiğit er Zülfikâr’dan üstün kılıç yoktur.” buyrulan, hendek savaşında Müslüman’larda korku ve gevşekliğin hâkim olduğu bir sırada, kimsenin karşısına çıkmaya cesâret edemediği elebaşı bir müşrîki, dillere destan kılıç darbesi ile cehenneme yuvarlayarak, Hz Peygamber’in (s.a.a); “Ali’nin bu kılıç darbesi diğer bütün insanlar ve cinlerin ibâdetlerinden daha üstündür/faziletlidir.” kelâm-ı şerîflerine mazhâr olan… kimsedir.
Ehl-i Beyt’in anlayışı ve yoluna göre, İmâm Ali (as), ilâhî emir gereği Hazreti Resûlullâh’ın (s.a.a.) hak halifeleri olan Oniki masum İmâm’ın ilkidir. Resûlullâh, İslâm davetini teblîğe başladığı günden itibaren, çeşitli münâsebetlerle, Hz. Ali’nin bu ilâhî hilâfet makâmının sâhibi olduğunu açıklamıştır. Özellikle de “Ğadir-i Hum” denilen mevkide vedâ haccı dönüşünde Hazreti Ali’yi hilâfet-İmâmet-Velâyet makâmına ilâhî bir emirle atamışlar, sahâbeden bir çok ileri gelenler de orada Hz. Ali’yi bu makâma atanmalarından dolayı tebrîk etmiş, kutlamışlardır. Ehl-i Beyt mektebinde bu münâsebetle “Ğadir-i Hum” olayının cereyân ettiği 18 Zilhicce günü “Ğadîr-i Hum bayramı” olarak kutlanır ki, bu günde, günün önemini belirten konuşmalar yapılır, İmâm’ın (a.s) kişiliği, hayâtı, mücâdelesi hakkında bilgiler verilir, ümmete, örnek bir “İnsan-ı Kâmil” tanıtılmaya çalışılır.[39]
Ancak; Resûlullâh’ın vefâtından sonra bazı sebeplerden ötürü ilk üç halîfe ® döneminde İmâm-ı Ali’nin zâhirî hilâfeti gerçekleşmemiştir. Üçüncü Halîfe’den sonra Müslüman’larca halîfelik makâmına getirilen İmâm (as), kendisinden önceki halîfelerin atamış oldukları bir çok vâli ve devlet görevlilerini bulundukları makâma layık görmediğinden, onları azledip, yerlerine lâyık gördüğü kimseleri tayîn etti. Bu dönemde, çeşitli nedenlerden ötürü oluşan iç muhâlefet netîcesinde, İmâm (as), Cemel, Sıffin ve Nehrevan savaşlarını yapmak zorunda kaldı.
Hz. Ali ®; takvâda, Allâh’a ibâdette, cesârette, yiğitlikte, emînlikte, Hz. Resûlullâh’tan (s.a.a) sonra gelen ilk insandı. O, her zaman hakkı, adâleti, Allâh’ın şerîatını icrâ ediyor, mazlûmlara yardımcı, dost, zâlimlere ise düşmân idi. O’nun adâlet anlayışında, hiç kimse için bir ayrıcalık söz konusu olmayıp, Hakk’a âşık, adâlet timsâli bir zât idi.
İmâm Ali; ilimde ashâbın ® arasında en bilgini idi. Resûlullâh (s.a.a); “Ben ilmin şehriyim, Ali’de onun kapısıdır, şehre girmek isteyen kapıdan gelsin.”[40] buyurarak, Hz. Ali’nin bu derin ilmini beyân etmişlerdir.
“NEHCÜ’L BELÂĞA” kitâbı da, ilim deryâsı olan İmâm’ın (as), hutbe, mektûp, öğüt ve nasîhatlerinden bir kısmını içeren kıymetlibir eserdir.
İmâm Ali, bir sabah namâzı esnâsında dâhilî hâinlerden İbn-i Mülcem (l.a.) tarafından bir kılıç-hançer darbesi ile vurulmuş ve aldığı yaralar neticesinde şehâdet şerbetini içmiştir.[41]
Selâm sana, Ey ilim şehrinin kapısı!
Selâm sana, Ey Resûlullâh’ın kardeşi!
Selâm sana, Ey müminlerin velîsi
Selâm sana, Ey hakkında; “Ali’ye söven bana sövmüştür, bana söven de Allâh’a sövmüş olur.”, “Ali ile savaşan benimle savaşmıştır, benimle savaşan da Allâh ile savaşmış gibi olur.”, Ey Ali! Ben Kur’ân’ın tenzîli için savaştım, sen de te’vîli için savaşacaksın.”, “Ali’yi sevmek îmândan, O’na buğzetmek ise münâfıklıktandır…” buyrulan İslâm Askeri!
Selâm sana, Ey Hizbullâh’ın İmâmı!
Hz. İmâm Ali (as) buyuruyor; “İyilerle kötüler senin yanında aynı değerde olmasın. Çünkü, bu iyileri iyilik yapmaktan soğutur, kötüleri de kötülük yapmak da cüretli kılar.”[42]
“Son veda haccı idi peygamberin.
Onsekizinci günü Zilhicce’nin.
Çıktı yüksek bir yere ol Mustafâ,
Yanına aldı Ali’yi, bâsafâ.
Dinleyiniz ey garib ümmetlerim,
Anlatayım size vasiyetlerim.
Aranızdan ayrılığım çok yakın,
Hak yoldan çıkmayın, aman, sakın.
Bana îmânı olanlar, dinleyin,
Allâh’ın fermânını siz belleyin.
İki muhkem şey bırakırım size,
Haşr’e dek rehber olur bunlar size.
Birisi, Allâh’ın Kur’ân’ıdır,
Diğeri, Ehl-i Beyt’in irfânıdır.
İşte aldım ben Ali’yi yanıma,
Son sözü tekrarlarım ihvânıma.
Canla, başla siz Ali’ye sarılın,
Böylelikle Hak yoluna doğrulun.
Ben, kimin mevlâsı olduysam heman,
Ali’de mevlâsıdır, onun her zaman.
Kim beni severse, sever Ali’yi,
Ayrı bilmez, Peygamberle, velîyi.
Kim, Ali’ye düşman olursa heman,
O, benim de düşmanımdır her zaman.
Sonra dedi, ol Muhammed Mustafâ,
Ey ashâbım eyleyin ahde vefâ.
Sonra kaldırdı elini Fahr-ı Cihân,
Dedi: Yâ Rab! Şâhit ol sen de hemân.
Allâh’ım sen de sev Ali’yi seveni,
Sen de sevme Ali’yi sevmeyeni.
Düşman ol! sen de Ali’nin düşmanına,
Yardım eyle! Ali’nin yârânına.
Her kim Ali’den kaçarsa ey Hüdâ!,
O’nu benden dâima eyle cüdâ.
Kim hakâret eylese bu Ali’ye,
Ya, husûmet eylese ol velîye.[43]
Sen iki cihânda onu kıl hakir,
Bu duâmı müstecâb et yâ Kadîr!
İşitince hep sahâbe bu sözü,
Vecde geldi, güldü hepsinin yüzü.”[44]
İmâm Ali (a.s) İslâm’ın onurudur.